
Gar başında bir deli bekler,
Kar, başında eriyen takke.
Demir yollarda ezilmiş bir akıl
Yaz oldu mu kışı; kış oldu mu yazı bekler.
Mevsim şimdi beyaz bir rüya,
Dağlar kocasını bekleyen gelin gibi,
Kadehlerini tokuşturan palamutları bekler.
Geçiyor keskin dişlerini gıcırdatan raylardan,
Yirmi gözlü bir yılan,
Sesini duyuyor tüysüz çırılçıplak keklikler,
Gelen yok!
Garda büyük yalnızlık
Kar da Teyran’ın dizeleri gibi,
Ilık ılık bir rahatlığı bekler.
Kaçıncı bekleyiş deli yellerin savurduğu,
Kaçıncı mevsimi getiriyor dağları delerek,
Gar başında bir deli,
Ter, başında bir kıvrım ırmak
Gümüşlü kırbacını vursun bulutlar
Palu ile Genç arasına,
İstasyona yağsın yağmur,
Ah ki yalım yalım güneşten bir avuç akıl bekler.
Gelen yok!
Kırk gün kırk geceyi bekler,
Marazlık, bu gavur karanlıktadır.
Omuzları tel gibi gerilen dallar,
Göğün ardına kayan yıldızları bekler.
Gözlerini açmış kabuk değiştirir gibi yolcu değiştiriyor tren
Gar başında bir deli,
Tarar birer birer inenleri,
İzlerine kurşun dökülen kanlılar ile
Eli kınalı dul kadının çeyizi iner
Kayalıklardan seken güneş gömülür de,
Vakit yok!
Kahkülleri kaşları arasından dökülür gibi,
Vadilerden dökülen umudu bekler.
Gar başında bir deli kıvılcım,
Cayırdayarak göz bebeklerinde büyür memleketin,
Büyük bir alev topu düşer kucağına dağların,
Sabaha karşı üşüyen yıldızlar ısınsın diye,
Küle dönmüş bozkırın kemikleri,
Bir çift memeden akan süte hasret yavrular,
İp eğirmekten gelen anasını bekler.
Gar başında çıplak ayak bir deli,
Tekmil kuşanan esaslı bir yürek,
Fakat yüreği ikircikli salkım akılla,
Ölü çıkmış gibi yaslı istasyonda,
Efil efil dağlardan gelen,
O koygun ıslığı bekler.
Vakit tamam!
Bir horoz kanatlarını açıp ötmeye başlar,
Gün, tüy gibi hafif doğar gar başına,
Selam verir sanki bir anadan öz gardaşına,
Çelik tekerleklerde bir cayırtı kopar,
Durur beyhude bekleyişin tam ortasında,
Yitik akıl, bir vagondan iner gibi olur da,
Gelen yok!
Bir deli yanlış istasyonda bekler…
Gar Başında Bir Deli
Yorum Yaz