Münir Bey ve Melankolik Pezevenk

Bu şehirde her şey yukarıdan bakınca düzenlidir. Haritalar düzgün, planlar kusursuz, cümleler yuvarlak ve ikna edicidir. Aşağıdan bakınca ise sokaklar eğri, hikâyeler yarım, insanlar suskundur. Burada işler biraz tuhaf yürür. Yürür dediysem, sakın öyle olmamış olanı oldurmak sanmayın. Bu şehirde “olmak” bir varoluş çabası gütmez. Bir kuralın çiğnenmesi değil; bazıları için hiç var olmaması gibidir. Herkes bilir ama herkes bilmezmiş gibi yapar. Herkes görür ama herkes görmezden gelir. Çünkü bu şehirde görmenin bile bir aşireti vardır.

Münir Bey her sabah işe giderken düzenin gerçekten var olduğuna inanmak ister. İnanmak, itiraz etmekten daha tatlıdır burada. Göz hizasını hiç yukarı kaydırmaz; doğru zamanda alkışlar, doğru yerde susar. Bu yüzden yukarıdakiler onu çok sever. Onun gibiler düzeni sorgulamaz. Düzenin cilasını parlatır.

Ama insan bazen bir ayrıntıya takılır. Küçük bir çatlak, büyük bir duvarı görünür kılar. Bir koltuğun üçüncü kez aynı soyada verildiğini görür. Bir ihalenin sonucu açıklanmadan kimin kazanacağını duyar. Bir suçlunun, bıyıkları altına sakladığı o iğrenç sırıtmasıyla sokaklarda nasıl rahatça volta attığını fark eder. İşte o an, sorgulama başlar. Bu sorgu yeni bir yol açmaz; zaten var olan ama bakılmayan bir yolu görünür kılar. Köleliğin modern yüzünü görmek, vicdana sarılmış esaret zincirlerini hissettirir ona. Mesele artık tek tek olaylar değildir. Bu olayları mümkün kılan sessizliktir.

Münir Bey, o sessizliğin bir parçası olduğunu anlar. Bu fark ediş gürültüyle gelmez. Ne bağırır ne yıkar. İçeriden, kemiklere doğru ilerler. Sessizdir ve geri dönüşsüzdür.

İtaat edenle düşünen arasındaki fark ses tonunda gizlidir. Münir Bey artık daha az eğilir, daha az alkışlar, daha çok susar. Sonra suskunluğun yetmediğini fark eder ve sorar. Soru sormak tehlikelidir bu şehirde. Yukarıdakiler fazla soruyu sevmez. Çünkü soru, düzenin sigortasını attırır. “Böyle gelmiş, böyle gider” cümlesi burada bir temenni değil, açık bir tehdittir.

Bu şehir kendini alkışlamayı sever. Alkışın sesi yukarı çıkar; aşağıya düşmez. Aşiretler ve bürokratlar duyar bu sesi. Garip gurebanın sesi ise yine bu alkışla bastırılır. İşte bu yüzden Münir Bey artık sevilmez. Önce “uyumsuz” derler. Sonra “nankör”. En sonunda ahlaki bir çamur bulurlar.

Çünkü bir adamı politik olarak susturamazsan, ahlaken kirletirsin.

“Pezevenk” derler. Melankoliği de eklerler başına. Herkes çok iyi bilir ki gördüğünü unutamayan adam bu şehirde hastalıklıdır. Unutmak bir görevdir burada. Münir Bey bu görevi reddeder.Çalıştığı insanlar onu dinler gibi yapar. Başlarını sallarlar. İçlerinden “haklı ama…” diye başlayan cümleler kurarlar. İşte o “ama”, bu düzenin kilit taşıdır.

“Ama çocuklar var.”

“Ama borçlar var.”

“Ama şimdi sırası değil.”

Bu yarım doğrular, tam bir teslimiyet üretir. Bu yüzden Melankolik Pezevenk yalnızdır. Ama bu yalnızlık bir kopuş değil, bir eşiktir. İnsan bazen kalabalığın içindeyken yalnız kalır. Münir Bey’in yaşadığı budur. Aynı masada oturur, aynı sokaklardan geçer ama artık başka bir şey görür. Ve görmek bulaşıcıdır. Ses çıkarmasa bile yer değiştirir.

İnsanlar onu dinlemez gibi yapar. Ama bazı cümleler vardır ki kulakla değil, mideyle duyulur. Avam bu yüzden huzursuzdur. Hayatta kalmakla meşguldür ama alıştığı yük artık eskisi kadar taşınabilir değildir. Aynı kemik, aynı vaat, aynı alkış… Bir şey eksiktir. Ne olduğu tam bilinmez ama yokluğu da hissedilir.

Bu şehirde değişim gürültüyle gelmez. Önce evlerin içi sessizleşir. Eski cümleler daha erken tükenir. Bazı insanlar eskisi kadar ikna olmaz. Artık mesele Münir Bey değildir. Bir kişinin susmaması, birçok kişinin suskunluğunu rahatsız etmiştir. Endişe el değiştirmiştir. Kimse yüksek sesle konuşmaz ama herkes aynı şeyi düşünür olmuştur.

Bazı düzenler, yıkıldığı için değil;artık inanılmadığı için çöker.

Ve bazen bir düzeni çökertmek için devrim gerekmez. Çünkü devrim her zaman meydanlarda olmaz. Alışkanlıklarda da olur. İnsan bir sabah eski cümlesini kuramaz. Aynı kelime ağzında eskisi kadar durmaz. Alkış gecikir. İtiraz etmeye bile gerek kalmadan yüz ekşir. Bir bakış, bir duraksama, bir iç çekiş… Bunlar tutanaklara geçmez ama düzenin nabzını düşürür.

Bu şehirde düzen, çoğu zaman gürültüden değil, alışkanlıktan beslenir. İnsanlar her gün aynı yoldan yürürken düşünmeyi bırakır. Aynı cümleyi tekrar ederken anlamını yitirir. Münir Bey’in yaptığı tam da budur: Yolu değiştirmez ama adımını ağırlaştırır. Cümleyi reddetmez ama tekrar etmez. Ve bazı şeyler tekrar edilmediğinde çözülmeye başlar.

Yukarıdakiler bunu hemen fark etmez. Çünkü onlar sessizliği sadakat sanır. Oysa sadakatle alışkanlık arasındaki bağ kopmuştur. Emirler hâlâ verilir, kurallar hâlâ yazılır ama içlerinden biri artık eski ağırlığını taşımaz. Bir süre sonra kimse tam olarak neye uyduğunu hatırlamaz. Uyum devam eder; inanç çoktan çekilmiştir.

Avam hâlâ erkenden kalkar, hâlâ çalışır, hâlâ susar. Ama bu suskunluk artık aynı yerden gelmez. Önceden korkudan olan sessizlik, şimdi anlam arayışından doğar.

İnsan bazen susar çünkü itaat eder; bazen susar çünkü cümle bulamaz. İkincisi daha tehlikelidir.

Çünkü kelime bulunamadığında, zihin dolaşmaya başlar.Bu dolaşma küçük şeylerle olur. Eskiden kabul edilen bir haksızlık artık mideyi bulandırır. Alışılmış bir yalan eskisi kadar ikna etmez. Bir açıklama fazla gelir, bir gerekçe yetmez olur. Yukarıdakiler buna “nankörlük” der. Oysa bu, inancın çekilmesidir. İnanç gittiğinde düzen hâlâ ayakta durur ama artık boşluktadır.

Münir Bey hâlâ aynı isimle çağrılır: Melankolik Pezevenk. Lakap yerindedir ama ağırlığı yoktur. Çünkü inanılmayan kelimeler işlevini yitirir. Bir süre sonra kimse o lakabı ciddiye almaz; sadece tekrar eder. Ve tekrar edilen ama hissedilmeyen her şey gibi, o da yavaş yavaş etkisini kaybeder.

Bu şehirde büyük çöküşler nadirdir. Daha çok sessiz çözülmeler yaşanır. Kimse “artık böyle yaşamayacağım” demez. Ama kimse de eskisi gibi yaşamaz. Asıl kırılma buradadır. Düzen hâlâ vardır ama kimse ona içinden bağlanmaz.Ve belki de en tehlikelisi şudur:Bir düzen korkuyla ayakta kalabilir.Zorla sürdürülebilir.Ama inandırmadan yönetilemez.İnanç çekildiğinde geriye yalnızca biçim kalır. Biçim bir süre idare eder. Sonra ağırlaşır. Sonra çöker. Gürültüyle değil; fark edilmeden.

Bazen bir düzeni yıkmak için karşısına dikilmek gerekmez.Yanından geçip gitmek yeterlidir.

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Münir Bey ve Melankolik Pezevenk