ÇAY SOĞURKEN

ÇAY SOĞURKEN
Çay ocağında oturuyoruz. 
Dışarıda, hırpalanmış ve kirletilmiş bir dünya; içeride ise tatmin edilmeyi bekleyen egoların birkaç saniyelik zevk uğruna fışkırttığı o devasa yalanlar. 
Çaycı Mürsel, “Çay sıcak” diyor.  
Oysa bu, çaycıların diline pelesenk olmuş o kadim yalanın ta kendisidir. Çay, insanın alışkanlıkları kadar ılık; ne yakıyor ne de uyandırıyor. 
Üzerine tütün kokusu sinmiş taburelere oturan kıçlar, bu sahte sıcaklıkla ısındıkça insanların ağzı gevşemeye başlıyor ve o birbirinden bağımsız fakat birbirini tetikleyen kelimeler dökülüyor kuduz bir köpeğin ağzındaki salyalar gibi.  
Nihayet insan konuşuyor. Fakat düşünme melekesini önündeki kül tablasında ezerek…
Çünkü düşünmek, insanı kendine çarpar. Öyle ki insan en çok kendinden yaralanır. 
Münir Bey de masada. Her zamanki gibi düzgün. Her zamanki gibi düzenli.  Ve her zamanki gibi içi dağınık. Cümleleri bir hâkim gibi oturuyor masaya. Ama hükmettiği şey hakikat değil; sadece kalabalığın onayı. 
“Toplum bozuldu” diyor. 
Sanki toplum bir başkasıymış gibi. 
Sanki kendisi o bozulmanın tam merkezinde durmuyormuş gibi. 
Oysa Münir Bey biliyor: 
İnsan, kendini suçun dışında tutabildiği kadar rahat uyur. 
Dört kişi var masada. 
Dört fikir yok. 
Dört savunma var. Biri geçmişe saklanıyor, biri inancına, biri öfkesine, biri de kalabalığın gürültüsüne…  
Hepsi savunduğu şeye “doğru” diyor. Doğru, artık bir hakikat değil. Bir sığınak yani. Bir sessizlik oluyor. O sessizlikte çay kaşığı bardağa vuruyor.   
Metal, insandan daha dürüst. Çünkü metal kendini açıklamaz. Bir hedefi vardır. Bazen bir inşaa için ilk eylemi yapar, bazen öldürür, bazen de ince belli bir bardağın içinde sağa sola savrulur. 
Münir Bey devam ediyor: 
“Değerlerimizi kaybettik.” 
Hayır! 
Kimse değerleri kaybetmedi. İnsan, değerleri kendine uydurmayı öğrendi. Artık herkes iyi. Ama sadece kendi aynasında. Herkes haklı. Ama sadece kendi hikâyesinde. Ve hikâye büyüdükçe hakikat küçülüyor. 
Münir Bey’in saçma çıkarımları o sırada kulağıma bir şeyler fısıldıyor: İnsanlık bir anda çürümüş bir şey değil. Yavaş yavaş, kendini haklı çıkararak bozulmuş bir şey. Bir gün kimse “kötüyüm” demedi. Herkes “ben iyiyim ama…” dedi. Ve “ama” kelimesi çelikten de sert olan geçmişi eritti. 
Münir Bey’in gözleri daralıyor. 
“Biz eskiden daha iyiydik,” diyor. 
Hayır! 
Eskiden sadece daha az konuşuyorduk. Daha az açıklıyorduk kendimizi. Ve belki bu yüzden daha az yalan vardı. Şimdi insan çok konuşuyor. Çünkü sustuğunda kendini duyacak. Masadaki biri bu zıtlığın esintisine kendini kaptırmış olmalı ki sesini yükseltiyor. Haklı olmak için bağırıyor. 
Bu çağda hakikat sessizdir, bağıran ise görünür olur. Ve görünür olan, çoğu zaman doğru sanılır. 
Kimsenin gerçeği aramadığı Herkesin kendi kurduğu düzeni savunduğu bir masa. İşte burası bizim dünyamız. 
Bu dünyada düzen denilen şey çoğu zaman hakikatin yerine dikilmiş bir duvardır. Bu dünyada en tehlikeli insan kötü olan değil, kötülüğünü ahlaka dönüştürebilendir. Çünkü o artık değişmez, sorgulamaz ve tamamlanmıştır. Ve tamamlanmış bir insan en erken çürüyen insandır.  Dışarıdan bakınca bu bir çay ocağı. İçeriden bakınca bir mahkeme. Sanığı yok bu mahkemenin. Çünkü herkes kendini savunuyor, kimse kendini yargılamıyor.  
Münir Bey kalkacak gibi oluyor. Ama kalkmıyor.  İnsan bazen gitmez kendi içindeki çatışmada kalır. Adalet artık bir fikir değil. Bir pozisyon. Doğru artık bir yön değil. Bir taraf. Ve insan, taraf olmayı hakikat sanıyor. Bir çocuk ağlasa şimdi burada, önce “bizden mi?” diye soruluyor. İnsanlığın en kirli sorusu budur. Çünkü acıyı bile sınıflandırır. Münir Bey devam etmeye karar verip şu sözleri mırıldanıyor: 
“İnsanlar değişti.” 
Hayır! 
İnsanlar değişmedi. İnsan, kendini meşrulaştırmayı öğrendi. Ve bu öğrenme, bütün değişimlerin en tehlikelisidir. Çaylar soğuyor. Konuşmalar bitmiyor, sadece anlamını kaybediyor. Biz burada yaşamıyoruz. Biz burada kendimizi tekrar ediyoruz. Münir Bey, insanın kendine söylediği en düzenli yalandır. O çıkarken kapı ağır kapanıyor. Sanki dünya kapanıyor. Ve içeride kalan şey insanlar değil kendini haklı çıkarma ihtiyacı. 
Ben, o giderken tütün içmekten bıyıkları sararmış amaçsız ve akıl berduşu kalabalığa bakarak düşünüyorum:  
İnsanlık bozulmadı. Kendini hiç durmadan aklamaktan da yorulmadı. Ve yorulmayan şey asla değişmez. 

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.
okuyucu yorumlarıOKUYUCU YORUMLARI

Sıradaki içerik:

ÇAY SOĞURKEN