
Bilinmezlik müthiş şehvetli bir çekiciliktir. Dağların ardını, şehirlerin yalnızlığını, ara sokakların tarihini, ölümün gri koridor yalınlığını görmek değil; onları umut etmektir aslolan.
Bedenin sınırlarını aşamayanlar, hayal edemezler, kanat çırpamazlar enginliğe. Kimi için hayatın, kalabalıkların, kornaların içinde çoğul bir yalnızlıktır. Ufukta sobedir yüzü.
Kimi gergin bir bakirenin kıblesine aşk taşımaktadır!
Ve gücü yettiğince mütevekkildir.
Hem Hayyam’ın şarabından içer hem Bedrettin gibi asidir.
Hem gazel ile Gazali’nin bağını sorgular
Hem Hypatia’nın gözlerine çarpılmış bir seyyahtır.
Ferisiler’e inat eba’zer’in sol yanında Meryem’in ikinci çocuğudur tekil kalabalıklar ortasında!
Kutsalın çölünde iz sürmeyen, kuyuların dibinde ah etmeyen, mağarada Allah’ı anlamanın dibine varmayan, Zerdüşt’ü ısıtmak için Nil’i tutuşturmayan, Tanrılarla savaşı göze almayan, Rumeli’nde ud çalmayan, kandan, gözyaşından, spermden, acıdan, ihanetten, yoksulluktan bir insan yaratmayan yalnızlığa ulaşabilir mi?
Yalnızlık Allah’a mı mahsustur?
Hypatia’nın Gözleri
Yorum Yaz